Bir ilişki içindeyken zaman zaman 'Acaba doğru kişiyle miyim?' diye düşünmek çok insancadır. Ancak bu soru zihninize bir kez düşüp orada kamp kuruyorsa, her saniyenizi bu şüpheyi çözmeye çalışarak harcıyorsanız ve bu durum artık ilişkinizin tadını kaçırıyorsa, aslında yaşadığınız şey 'sevgi eksikliği' değil, İlişki Odaklı OKB olabilir.
Zihindeki O Ses: Ya Yanlış Kişiyse?
Klasik takıntı denince akla hemen el yıkama veya kapıyı kontrol etme gelir. Oysa takıntılar bazen çok daha sinsi bir yol izler ve doğrudan duygularımızı hedef alır. İlişki takıntısı yaşayan kişilerde süreç genellikle iki koldan ilerler.
Birincisi, ilişkinin kendisini sorgulamaktır: 'Onu gerçekten seviyor muyum?', 'Şu an heyecanlanmadım, acaba aşkım bitti mi?', 'Başkasıyla daha mı mutlu olurdum?' gibi sorular bir döngü haline gelir. İkincisi ise partnerin kusurlarına odaklanmaktır: Partnerin zekası, dış görünüşü, sosyal becerileri veya giyim tarzı bir anda 'tahammül edilemez' bir kusur gibi görünmeye başlar. Kişi aslında eşini sevse de zihni sürekli bu detaylarla meşgul olur.
Rahatlamak İçin Yapılan Yanlışlar: Kıyaslama ve Onay Arama
Takıntılı düşünceler (obsesyonlar) yoğun bir kaygı yaratır. Bu kaygıyı dindirmek için farkında olmadan bazı yöntemlere başvururuz. Ancak bu yöntemler yangına körükle gitmekten farksızdır.
Sürekli onay arama: Arkadaşlara veya aileye 'Sizce biz yakışıyor muyuz?' ya da partnerine 'Beni gerçekten seviyor musun?' diye defalarca sormak. Bu onay anlık bir rahatlama sağlasa da kısa sürede aynı şüphe geri döner ve döngü baştan başlar.
Kıyaslama tuzağı: Kendi partnerini veya ilişkisini, çevresindeki çiftlerle ya da sosyal medyadaki 'mükemmel' tablolarla sürekli karşılaştırmak. Bu kıyaslama hiçbir zaman tatmin edici bir sonuca ulaşmaz; aksine kaygıyı besler.
Duygu kontrolü: Kendi iç dünyasını bir laboratuvar gibi izlemek; 'Şu an ona bakınca ne hissettim?', 'Öperken kalbim neden çarpmadı?' gibi anlık duygu testleri yapmak. Bu sürekli iç gözlem, spontan ve doğal duygulanmayı imkânsız hale getirir.
Neden Ben? Geçmişin İzleri
Neden bazı insanlar ilişkisini huzurla yaşarken bazıları bu şüphe denizinde boğulur? Cevap genellikle bağlanma stillerimizde gizlidir. Çocukluk döneminde bakım verenlerimizle kurduğumuz bağ, yetişkinlikteki 'güven' algımızı belirler.
Eğer terk edilme korkusuyla büyüdüysek veya yakınlık kurmak bizi korkutuyorsa, zihnimiz bu kaygıyı 'ilişkide bir sorun var' şeklinde işleyerek bizi korumaya çalışıyor olabilir. Bu farkındalık, yaşanan zorluğun bir karakter zayıflığı değil, geçmişin öğrettiği bir hayatta kalma mekanizması olduğunu anlamamıza yardımcı olur.
Bu Döngüden Çıkmak Mümkün mü?
İlişki odaklı takıntılar bir kişilik özelliği değil, yönetilebilir bir durumdur. Bu durumla başa çıkmanın ilk adımı, zihne gelen her düşüncenin 'gerçek bir uyarı' olmadığını kabul etmektir.
Unutmayın: Şüphe duymanız, sevmediğiniz anlamına gelmez; sadece zihninizin 'belirsizliğe' karşı toleransının düşük olduğunu gösterir. Bu toleransı yavaş yavaş artırmak, kaygıyla savaşmak yerine onu gözlemleyerek geçmesine izin vermek öğrenilebilir becerilerdir.
Eğer bu döngü sizin de hayat kalitenizi düşürüyorsa, bir uzmandan destek alarak zihninizdeki bu gürültüyü susturmayı ve ilişkinizi sadece 'yaşayabilmeyi' öğrenebilirsiniz. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Kabul-Kararlılık Terapisi, ilişki odaklı OKB'de oldukça etkili sonuçlar vermektedir.
Profesyonel Destek Almak İster Misiniz?
Kendinizi daha iyi tanımak ve yaşam kalitenizi artırmak için ilk adımı atın. Size özel bir danışmanlık süreci için randevu oluşturabilirsiniz.
Randevu Al


